11
Mar

   Yazan: Zeki Çelik   - Ana Sayfa

Selam sana ey okuyucum,
Selam sana ey kıymetli zamanından bir parçasını içimden geçenlere harcama cömertliğini gösteren kişi!
Selam sana ey bayrak, ey din, ey veli, ey ahali!
Selam sana ey güneş – ki hiç umuşmadık bir geceyarısında doğuverdin karanlık dünyama-,
Selam sana ey kamer – ki kasvet yüklü gecelerde şu bedbîn ruhuma tek yoldaş sen oldun bana-,
Selam sana ey yıldız, ey bulut, ey gezegenler, ey yağmur taneleri!

Bilinmek istedim, evet, fakat bir hazine olduğumu düşündüğüm için değil, dalgaların sahile fırlattıkları cam bir şişe olduğum için. Kimi yine hazine haritası çıkacağını umar şişeden… Bir hazinenin haritası vardır elbette ama mücerrettir, el ulaşamaz, göz göremez; yalnız gönül hisseder, zihin anlar.

İstikbale yollanan bir mektubun herkese aynı duyguları fısıladamasını beklemek fazlaca safdillik olur, yağmur taneleriyle aşinalığımız bu yüzdendir… Semadan arza inerken kiminin derununa hüznü boca eder kararmış bulutlardan kotardığı, kimine sevinç verir ak bulutlardan derlediği… “İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı” elbet ve ilmin bereketi galiba bu nazardan gelmektedir.

Sadra şifa sunabilecek bir iksir beklemeyiniz, derdinize derman olunacak sanmayınız. Bu sitede, bu kavuşum noktasında -eğer arzu ederseniz- belki farklı yollardan geldiğimiz halde sizinle aynı yola revan, aynı menzile kervan oluruz.

Selam sana ey yoldaşım!